Belki de cevap, bir yumurtanın içindeki o mucizevi süreçte saklı…
Yumurtanın içindeki civciv, zamanı gelmeden dışarı çıkamaz. Önce içeride gelişmesi, güçlenmesi, hazır olması gerekir. Eğer biz sabırsızlanıp yumurtayı dışarıdan kırarsak, ona yardım ettiğimizi düşünürüz ama aslında zarar veririz. Çünkü onun o kabuğu kendi gücüyle kırmaya ihtiyacı vardır.
Çocuklarımız da böyle değil mi?
Biz bazen onların yerine yapıyor, yerine düşünüyor, hemen yardım ediyor, hemen sonuç görmek istiyoruz. “Hadi yap!”, “Sen yapamazsın, ben yapayım.” derken belki de fark etmeden onların kendi güçlerini keşfetmelerine engel oluyoruz.
Oysa her çocuğun içinde bir potansiyel var.
Ama bu potansiyel; baskıyla, zorlamayla, kıyaslanarak değil… güvenle, sevgiyle, sabırla ve kendi deneyimlerini yaşamasına izin vererek ortaya çıkıyor.
Bizim görevimiz çocuğun kabuğunu dışarıdan kırmak değil; içeride gelişebileceği, güçlenebileceği güvenli ortamı hazırlamak.
Çünkü bazı şeyler dışarıdan müdahaleyle değil, içten gelen bir güçle gerçekleştiğinde gerçek anlamını buluyor.
Dışarıdan kırılan yumurtada hayat biter…
İçten kırılan yumurtada ise hayat başlar.